Salı, Eylül 12, 2006

korkumdan bu tefrikayı ikiye bölüp koyuyorum, blogum bunalım yapıyor çünkü

Ve işte T.İ. Üniversite’de (Ayşegül tatilde, Ayşegül okulda, Ayşegül helada, Ayşegül hamamda tarzı) tefrikam da el birliğiyle başlamış oldu ya; Haydi hayırlısı!

Varan 1:

Geçen gün Gayriye ile mesene’de sohbet ediyorduk konu benim vakti zamanında başıma gelen traji-komik anılarıma geldi. Neyse, üniversite muhabbeti başlayınca, benim aklıma üniversite anılarım geldi, başladım hanfendiye anlatmaya. O da dedi ki kız sen bu anını yazsana bloguna. Kızım dedim hep anı - manı yazıyorum ayıp olacak, yok sen yaz bunu dedi, ben de söz dinledim..

Efendim 90’lı yıllar; bendenizin ortaokul yıllarında başlayan gazetecilik hevesi; lisede fizikçi belasından kurtulmak için (bakınız bir önceki yazım) lise 2’de sosyal bölümü seçmemle; iyice yükseldi. O zamanlar yok öyle ayşe armanlar, ece temelkuranlar, Pakize sunalar (yok o vardı da gece klüplerinde şarkı söylerdi, ha bi de gökhan güney adlı arabeskçinin sevgilisiydi), köşe yazarlığı yapan neconun kızı, gülse birsel’ler falan yoktu. Bir duygu Asena vardı rahmetli; idolüm; bir de Güzin abla vardı köşesi olan. Benim de hayalim işte ben gazeteci olucam diye tepişirken; girdim mi ege üniversitesi iletişim fakültesine.. gerçi o zaman ismi daha basın-yayın’dı ve pek havalıydı. Pööh! İlk sene sonuna doğru ülkemin tüm basın-yayınlarının ismi iletişim fakültesi olarak değiştirilince; benim bütün hevesim fırından zamansız çıkan kek gibi sönüverdi. E kolay değil tabi, kimse anlamıyor ki iletişim fakültesi ne demek?

Benim telefon ya da TV tamir edilen bir bölümde okuduğumu sanıp bana bozuk telefonunu tamir etmem için ricacı olan amcalar ve teyzeler tanıdım ben. Sanki Graham Bell’im ben! “e sen iletişimde okumuyon mu kız?” “heee okuyom”,” bi el atıversen ne olcek şu telsiz telefona? Başkaları giriyo hatta konuşurken”, “yok amca ben gazetecilik, reklam, halkla ilişkiler, radyo-televizyon falan okuyom, hani eski adı basın-yayın”, “heee, işte tamam radyo, televizyon tamiri yapıyon işte, madem okulda görüyon, radyoyu tamir eden telefonu da eder”, “gıırrrrr, hıırrr”, “T.İ.; gel buraya, he bakayım söyle bana, senin gibi çıtı pıtı kız neden erkek işine el atar?”, “ ya beyamca, ne alakası var erkek işiyle iletişimin; kadını erkeği mi var?”, “kız, cadı, sen şimdi mezun olunca babam sana 1 tükkan açacak”, “hööö? Dükkan mı? Eee, neyse sen devam et…”, “sen de o tükkanda başlıycan radyo televizyon tamirine, elin adamının evine gidecen, tamire, ya senin orda suyuna çayına ilaç koysalar, bayıltsalar, ırzına geçseler…senin babanda da hiç akıl yokmuş, insan kızını böyle okula gönderir mi?”…

İşte böyle okul adının geniş kitlelerce kabul edilmesi çok zaman aldı. Ama işin en keyifli yanı fakültenin 3 bölümünün ilk 3 yıl tüm dersleri zorunlu almasıydı. Çünkü içerdiği tüm dersler bir şeklilde diğer bölüme çıkıyordu. Mesela gazetecilik bölümü doğal olarak fotoğrafçılık dersi alıyor; halkla ilişkiler ve reklamcılık bölümü de reklam fotoğrafçılığı dersi alıyor. E okulda da fotoğrafçılık hocası ve stüdyo 1 adet. Haydaaa hep beraber aynı sınıfa. Mesela haber yazımı dersi var, gazetecilik bölümü de alıyor ama halkla ilişkilerin de ilerde basın bülteni yazacak diye hopaaa aynı sınıfa.

Neyse canlarım; sınıf kalabalık, hep anfilerdeyiz, 200 kişi varız herhalde alttan alanlarla. Bu bölüm benim gibi idealist geçinen salakların buluşma yeridir aslında. Oysa git işletmede oku; bankacı, finansmancı, borsacı ol, paraya para deme; değil mi? Ya da git konservatuara bülbül sesini eğit, kaset çıkar; “aşkın açamadığı kapııı, kanatlanıp uçamadığııın yer mi varr, binlerce dansöz vaaaaar, naneeee naneeee, çiki çikita muzzzz,” tarzı şarkılarla s.ç milletin kulağına. Yok serde salaklık var, pardon idealizm var diycektim… Benim gibi bi sürü ebleh yaklaşık 200 kişi okulun film stüdyosundayız. Elimize verdikleri makine Leika denen nuhnebiden kalma bir fotoğraf makinesi. Resmen 100erli grup yaptı hoca bizi (makineler az ya- haha haa), herkes salak salak sanki evlerinde hiç foto. mk. görmemiş gibi bakıyor. Aslında haklı insanlar çünkü ben o makineyi Charlie chaplin filmlerinde gördüğümü hatırlıyorum. Makinenin vizörü üstten, böyle makineye üstten çıkıp bakıyorsun ve filmleri de siyah beyaz; ve dikkatinizi çekerim yıl da 1915 değil, 1993 falan. Biz gülmeye ve evden makine getirelim diyince hoca yiğitliğe de b.k sürdürmüyor tabi; bu meğersem makinelerın hasıymış, tüm usta foto sanatçıları bunu kullanırlarmış ilk başladıklarında. E iyi de be adam; biz alt tarafı bu makineyi alıp okul bahçesine çıkacağız ve senin verdiğin direktif doğrultusunda ot, b.k, böcük, pet şişe ya da öpüşen gençleri görüp çekeceğiz, sonra da geleceğiz bu k.ç kadar laboratuvara ve tab edeceğiz. sonra da hukuk sınavı var, ona çalışacağız… yani!!!

Neyse verildi bize leika “aman dikkat edin, iğne sen çek elini, sen tutma; iğne sen sadece tabiat çekeceksin, sakın abuk bir şey çekip karşıma getirme” tarzı laflardan sonra hocayla vedalaştık, ve belli 1 saat sonra sınıfa döndük.

Sonrası Varan 2'de

2 yorum:

gazel vakti dedi ki...

Kızım üşenmeyip yazmışsın.Burayada yorum yapcam ben.En azından iki çızıktırcam.Bi iletişim okumuş kişiye ayıp olur bi kerem.Yazara saygıda kusur etmem ben.

Ayn dedi ki...

Toplu Igne kizim demek oradan geliyor bu sizin inatlariniz.Kiz kardesim gazetecilige atilirken kendisine ilk fotoraf makineyi almayi teklif ettim.Sevindi ama illaa Nikon 3 olacakmis.Kizim bak 4 ü varken neden 3 yok illa 3 diye tutturdu.Ne yapalim o kullanacak 3 aldik objektif de 4 'ün objektifi.Simdi aklima geldi.Ya Leica diye tuttursaydi herhalde Antikacilari dolasacaktik.Ben yukariya 2.nci bölüme gidiyorum.
Saygilarla.