Salı, Mart 31, 2009
12:09

5 comments
links to this post

SEÇİME DAİR HİSLERİM...

posted by Toplu İğne
HAMDOLSUN İZMİRLİYİZ...
Salı, Mart 03, 2009
11:27

6 comments
links to this post

Yemekteyiz, Yemektesiniz, Yemekteler…

posted by Toplu İğne
B.k yiyesiceler… Tezeği topak topak yiyesiceler… Kimler mi? Her akşamüstü televizyona çıkan o şoparlardan bahsediyorum. Malum doğum iznindeyim, evde “Ela, Van Minüts” ile takılıyorum. Bana bahşetmiş olduğu van minütslerde de tvde çıkan o şabalak sürüsünü kah gülerek kah s.t.r’i çekerek kah önünüzden yiyin diyerek keyifle seyrediyorum.

Nasıl seyretmeyeyim ki? Oha diyim, çüş diyim, bana harika malzeme çıkartıyor hepsi…
Bir kere öncelikle o kadar şabalağı milyonlarca benzeri içinden çekerek özenle karşımıza geçirdikleri için yapımcılara kocaman bir oscar gönderiyorum. And the oscar goes to…. olayı

Daha sonra da her biri birbirinden müstesna (!) katlımcılara veriyorum ödülleri... Oscar nasıl çeşitli dallara ayrılarak veriliyorsa, ben de benzer “dallama” pardon “dal” oluşturdum. Misal yemekteyizin en dingili, en yüzüne bakılmayanı, en kıllısı, en totoşu (nonoş anlamında), en silikonlusu, en özgüveni olan salağı, en şabalağı, en paçozu, en V 2.0 SLX’i, en botoxlusu, en berbatı şeklinde kendimce ödüller dağıtıyorum. Müthiş eğlenceli inanın bana…

Genelde kaşıklardaki 1 adet su lekesine bakıp da “cık cık, hayatta böyle lekeli kaşıktan corba içemem, tiksinç” diyen karıları evirerek dövmek ve o kaşığı müsait bir yerine yerleştirerek ödüllendirmek isterim.

Sonracıma, arsenikli çeşme suyunu kameralara gösterip “mis gibi su, ben belediyemin suyuna kurban olurum” diyen ve iyi suyla corba yapan kadını şiddetle kınayan denyonun difteri veya tifoyla telef olmasını dilerim.

Her yemek ziyafetinden (!) sonra misafirlerini tatlı üstü kahve niyetine dansözle, halk oyunlarıyla veya fasılcılarla veyahut piyanist şantörle ve en nihayet o da olmadı, teybi açıp cıstaka cıstaka 9 / 8’likle yağlarını löpleterek göbek atan ve attıranları da hedef tahtasına koyup dart oyunu oynamak isterim. Hem de sabahlara kadar…

Sahi, bunca yıldır yemek yapar ve misafir ağırlarım, hiç de yemekten sonra "hayde bre, çalkala Serpil teyze, Doğan amca titret titret , aaaa ama olmuyor peder bey, para takmamı istiyorsan, o rakı bardağını göbeğinde taşırken kravatını da alnına yandan bağlayacaksın şeklinde bir deneyimim olmamıştır. Allah aşkına diyiverin bana, ülkemizde hangi kültür, yemekte misafir ağırlamanın son safhasının dışarıdan müzisyen ya da dansöz getirtip hep beraber göbek atmak olduğunu gösterir? Nitekim böyle bir final akşamında, katılımcı totoşlardan biri mide spazmı geçirerek hastanelik oldu. Çorba, ara sıcak, et üstüne de 2 tabak eşantiyondan mantıyı götüren gerzo, kamerların büyüsüne kapılıp 5 dakkalığına da olsa Andy Warhol’um diyerek tok karnına şarkı üstü göbek dansı yapınca hıkkadanak gidiyordu…Ha haa haaa. Tam komedi.

Benim asıl ve de asıl iğrenç bulduğum şey birbirlerinin evlerine yemeğe giden insancıkların, allahın bizlere verdiği nimetleri beğenmeyerek, peçeteye öğürmeleri, güzelim yemekleri yüzleri buruşturarak iğrenç demeleri, çöp kutusuna öğürmeleri, bu sert olmuş, bu az tuzlu, bunun rengi kötü, bunda karabiber tadı var, bunda ebemi gördüm, bunda da ananı gördüm şeklindeki itirazları.. Ayıptır, günahtır, insanlar ay sonunu getiremiyorlar, bu terbiyesizler, 2 kuruş para için evine ekmek götüremeyen insanları hiçe sayarak yemekleri 1 kaşık alıp bırakıyor, çöpe döküyorlar, sonra da kamera savaş sonrası terkedilmiş gibi duran mutfağı gösteriyor. Ev sahibi denen dingil, alıyor o hepsi dopdolu olan tabakları, peçeteyle çöpe boşaltıyor. Günahhhhh…

Bir de gıcık bir kadın vardı hangi bölümündeydi bilmiyorum. Alacaksın kızılcık sopasını eline, 10 vurup 1 sayacaksın kendisine. Ben kıyma yemem, ama köfte yerim diyordu, Adamın birinin elde açtığı mantıyı yemedi, içinde kıyma var diye. Bir başka gece de bir başka evde, içinde kıyma olan çorbayı içmedi, neymiş efendim içinde kıyma varmış. Ertesi akşam yapılan köfteyi yedi ama terbiyesiz. Işte o zaman b.k ye dedim kendisine.. bu ne edepsizliktir böyle… vereceksin o haspanın önüne peynir ekmek, al bunu zıkkımlan diyeceksin…

Acaba diyorum, bu bakış açımla ben de İzmir elemelerine katılsam nasıl olur? Haha haa haaa, bence ratingleri artırırım kesin. Gelene çemkirir, gideni fırçalar ve küfür ederim. Belli mi olur, bi de üstüne kadın programı falan sundururlar bana... Geçen gün o mide spazmı geçiren totoşu bir kadın programında jüri üyesi yapmışlar, gördüm de ondan size şeyediyorum. Ama ben aşarım onların rekorunu, haberlerin anchorwomanı falan da yaparlar beni. Ne de olsa ünlüyüz, ünlüsünüz, ünlüyüm... 5 dakikalığına da olsa.
Cuma, Şubat 06, 2009
21:38

14 comments
links to this post

SÜÜÜTTTTTT

posted by Toplu İğne
Şimdi sevgili bloggerlar,

Holştayn ben, mantafon olan ben; bu süt işine kafayı takmış durumdayım. Tüm kocakarı önerilerini takip etmekte ve çevremdeki tüm kocakarı kılıklı insanları çemkirmeden, pööflemeden dinlemekteyim. Sebep? Belki de zırvalamalarından işime yarar bir şey çıkartırım diye.


Şİmdi bacılar, benim 7 bela elam üstünüze afiyet biraz obur. Gündüz uykusu da sıfır olunca da yarım saatte bir emmek istiyor. Böyle olunca bende sütler mafiş! el finito!.. Gece sabaha karşı, inlerle cinler faaliyetteyken sütümü makinada sağıyordum en azından ertesi güne sütüm olsun diye, ancak bu velet artık gece uyanışlarını da arttırdı, cok cok cok emip duruyor.


Gündüz süt yetmiyor, sanırım sütüm az. Sizin önereceğiniz üretim miktarını artırıcı yöntem nedir acaba? Benim tombul kuşumun aç kalmamasını istiyorum mamaya dalmak istemiyorum çünkü :))


İşte size benim tombul kuşumun son hali :) yan taraftaki tombalak da bendeniz oluyorum...
Perşembe, Ocak 08, 2009
15:16

16 comments
links to this post

7 Bela ELA

posted by Toplu İğne


Selamlar dostlar, İğneniz döndü. İğne ipliğe dönsem iyiydi ama heyhaat halen daha toplu iğne kıvamındayım, 40’ım daha dün çıktı sizce çok mu aceleciyim?

Öncelikle gelelim ana konumuza… Benim küçük kuzum, kızım, kızanım, Ela’ya.. Beyaz’ın anonsu gibi size Ela’yı şöyle takdim edebilirim:
O bir (bir’i uzatarak okuyun)
O bir bok çuvalı
O bir dişsiz pirana
O bir osuruk bombası
O bir ağlama duvarı
O bir keyif düşmanı
O bir gündüz ve gece cadısı
O bir psikopaattttt
O bir obuurrrr
O bir dünya tatlısı
O biiirrrrr anasının kuzusu
O bir tapılası
Ve o bir benim gözümden sakındığım
Hayatta sahip olduğum en değerli şeyim,
İyi ki yaptığım, keşke daha erken yapsaydıyım…

İşte benim en değerli mücevherim ELA’m…
Diğer ana konumuz da sizden neden o kadar uzak kaldığım... Yazamadım. Başka da bir sebebim yok aslında. Çok rahat bir hamilelik dönemi geçirdim filhakika. Neden yazamadım ben de bilmiyorum. Elim gitmedi işte.. Nazardan mı korktum bilinmez, sanki yazarsam hergünkü heyecanlarımı, hezeyanlarımı, bir yerlerde birşeyler ters gidecek sandım. Girdim bloglara okudum ama yazamadım işte...

Şimdi evde dinleniyorum küçücüğümle... Annem Allah razı olsun yanımda, en büyük yardımcım. Yoksa bir başıma ne ederdim ben bu kızla? Yardımcı tuttuk bir de eve üçüncü kadın. Ama biz mi ona yardım ediyoruz ona, o mu bize ben bu işi pek anlamadım gitti.
Zaten bende de başladı birtakım lohusa psikopatları, her an evdeki yardımcı kadını boğabilirim. O ne yavaşlık, o ne iş bilmemezlik, o ne şabalaklık Allahım?

Yok yok iyi değilim ben, evde hapisim 40 gündür, oysaki doğumdan 1 gün önce ben sokaklarda gezip kuaföre “doğumda kızım beni güzel görsün“ diye giden biriydim. Ne oldu şimdi? Kışın doğurdum, hava buz, evde oturup aptal kadın programlarını seyreden bir mantafon ineği oldum. İşimi özledim, alışverişe çıkmayı özledim (hoş çıksam ne olacak? Şu anda bile hala 7 kg fazlam var, sanki doğum esnasında kızımı içimden alırlarken, gerisin geriye başka şeyler koydular :)) Halen şişkoyum işte... 69 kg’da kaldım şuan. İndirim sezonu süper, nerdeyse bedavaya verecekler ama ben nasıl alayım? Kaç kilo çekeceğimi nereden bileyim?

Aman neyse işte, döndüm ben.. Hepinizin güzel dileklerini okudum, fırk fırk ağladım, arayanınız soranınız oldu, hepinizi çok ama çok özlemişim, çoğunuzu elimden geldiği kadar okudum, takip ettim, ama cevap yazamadım malum küçük pisikopatım her saniyemi kendisine rezerve etmiş durumda. Şu anda bile kucağımda uyuyor. Kucağımdan bırakırsam mı? Var ya.... Vay halime :))
Hadi sağlıcakla kalın. 7 Bela Ela teyzelerinin ellerinden öpüyor, yumurtaları beklerim haaa.. Ona göre :))
Salı, Temmuz 22, 2008
13:25

22 comments
links to this post

Ruj ve Kutsal Damacana

posted by Toplu İğne
Tek istediğim pembe renkli bir ruj almaktı. Birgün bir baktım elimdeki tüm rujlar; tüp şeklinde şeffaf, parıltılı... Diğer tüm normal rujlarımın yerini bu yeni moda tüpler almış. Basbaya ruj istiyorum kendime. Eski usulden. Tüptekiler bu yaz sıcağında yayılıp, ağız dışımda her yere bulaşıyor, hele hele rüzgarda saçım dudaklarıma değdiyse, vay anam vayy.. yüzümde rüzgarın yönüne doğru oluşan tuhaf simli yağlı ruj döküntüleri. İşte bu ihtiyaçtan yola çıkarak kendime artık biraz da normal rujlar almalıyım diye bir karara vardım.

Fakat heyhattttt; çok önemli bir şeyi unuttum: Ki ben parfümerilerde çalışan ebleh kızlardan nefret ederim. Parfümeriye adım attığınız andan itibaren içlerinden en gıcık olanı, sizi çantada keklik vaadiyle cangıldaki en vahşi hayvan nidasıyla avlamaya and içer. Atlar doğrudan üstünüze. Merhaba...size de. Ne bakmıştınız? Şeyy ben rujlara bakıyorum. Buyrun size göstereyim. ..

Yaa bırak beni be kadın. Bana ruj göstermene gerek yok; neye benzediğini çok iyi biliyorum, ben sadece hepsine bakıp beğendiğimi alıp si..r olup gitmek istiyorum. Tabi bunu diyemiyorsunuz kadının suratına. Hasbinallah diyip gidiyorsunuz arkasından. Zınk diye abuk bir markanın önünde durduruyor (muhtemelen o markanın ürünlerini satmaktan sorumlu); ne renk bakmıştınız? Ben pembe bakıyorum fakat ben x markayı tercih ederim, bu ismi ilk kez duyuyorum. Çok kalitelidir bu, verin elinizi süreyim, renk nasıl? Hanfendi bu pembe mi? basbaya koyu kahve... Ama size çok yakıştı, bunu da alın. hem 2 ruj alana, aseton veriyoruz. Ben aseton istemiyorum. Başka standlara bakıcam, size teşekkürler.. Durun ben size diğerlerini de göstereyim. Ayşe hanım, y standına geçiyorum ben.. (allah allah sülük gibi bırakmıyor peşimi.. sabır iğne, sabııırrrr). Bu markada da 3 rimel alana orkid veriyoruz. Bakın ben sadece pembe bir ruj bakıcam, beğendiğimi alıp gidicem; şampuan ne kullanıyorsunuz? Elidorda kampanya var, şampuanla 2 saç bakım kremi alana 1 adet pazen don veriyoruz, hanfendi bakın, siz isterseniz başkalarıyla ilgilenin, ben kendi kendime ruj bakıcam burda... (hala sabır küpüyüm maşallah; kime şikayet etsem ki; hepsi aynı halt bu parfümeri sektöründekilerin)... Kızı başımdan savmak için rengarenk boyadığı elimin üstünü temizlemek amacıyla pamuk ve temizleyici istedim. Kız gidince de gözüme kestirdiğim bir başka ruj standına kaçarcasına uzaklaştım. Filhakika sırtlan geri döndü. elind ekupkuru bir pamuk bana uzattı. Bu ne? Elinizi silmeniz için? Yok mu ıslak bir madde de elimi sileyim? Bu kuru pamukla elden bu kopkoyu rujları nasıl sileceğim? Şey temizleyicimiz bitti. (Allah kahretsin seni de, seni işe alanı da, sizin gibi işletmeyi de...) Kaçarcasına uzaklaşıyorum ordan... Çantamda bulduğum kolonyalı mendille elimdeki izleri çıkartmaya çalışıyorum.

Yemin ederim, 3 denememde de benzer sorunla karşılaştım. En kalitelisinden en dandiğine kadar değişen bir şey yok. Hepsinde sırtlan tezgahtarlar, aslında hiçbirinin senin ne istediğin umurunda değil. Hepsinin tek arzusu temsil ettiği markaları satıp cüzdanlarını doldurmak...

O yüzden hala kendime bir pembe ruj alamadım; sanırım en güzeli denemeden strawberry'den almak... Zaten nerdeyse her tür parfümeri ve kozmetik ihtiyacımı ordan alıyorum. Rujları da karavana ordan alıcam artık ne yapayım? Hadi burdaki bir parfümeriye gidip ruj beğenip strawberry'den sipariş vereyim diyorum ama sırtlanlar deneme yapmama bile izin vermiyorlar. Offff.. . Sonuç: Hala pembe rujum yok...

Ve kutsal damacana olayı.. Hayır bahsedeceğim o salak film ile ilgili değil. Sorun şu ki ben haliyle şişko bir insan oldum. Ayaklar şişti, göbek şişti; tombili oldum yani. Her na kadar hamile diyeti yapıp dikkat ediyorsam da; gittikçe dev anası oluyorum. Ve hain kocam bana bu ismi taktı: "Kutsal Damacana"... Şimdi bu kocaya nasıl bir iade-i ziyaret yapılır söyleyin bana?
Statcounter