Pazartesi, Ekim 24, 2005

Aslında "Pamuk" kelimesi ne güzeldir! Yumuşak,güvenli,ısıtan...

Sezen Aksu ne güzel şakıyor: "Seni pamuklara sarmalar, sararım..." İyi de bugünlerde içinde "pamuk" geçen herşey beni uyuz ediyor. Tersime geliyor. Halbu ki ne güzel anlamı vardır pamuğun.. Böyle pufidik kedilere pamuk ismi verirler. İnsan sevdiğine "seni pamuklara sarıp sarmalarım" der, kış soğuğundan pamuklu giyip korunuruz. Yün insanları alerji yapıp kaşındırabilir. Bir yerimiz yaralandığında pamuk olmazsa olmazlarındandır ilk yardım desteğimizin. Pamuk prenses bile pamuğun insana güven veren, içini ısıtan bu halet-i ruhiyesinden dolayı türkçemize çevrilmiştir. Yani biz Türk insanı severiz pamuğu... Ben de severim daha doğrusu severdim. Artık ne zaman duysam aklıma Avrupa'da kitabını pazarlamak ve ismini duyurmak amacıyla bize ulus olarak demediğini bırakmayan bir anti-pamuk adam geliyor. Kılım ben bu adama. Benim uzmanlık alanım pazarlama. Belki bu yüzden kendisinin ne yapmaya çalıştığını daha iyi anlıyorum. Yıllar öncesinde kendisi henüz Avrupa sınırlarında bölücü çığırtkanlığı yapmaya başlamadan önceleri ben de onun isim rüzgarına kapılarak bir kitabını almıştım. Allahım bitmiyor kitap, diyorum ki kendime acaba bende mi bir amorfluk var da anlamıyorum... Şüphesiz ki bitmedi kitap, gitmedi sona doğru. Derken bir başka kitabını çıkarttı, gazete yazarları bir pompaladılar, bir sundular, eh ben yine gittim aldım ve o da kaldı hem de bu sefer daha ilk bölümü bitmeden kaldırıldı rafa. Sonra adam yakışıklı ya ( daha doğrusu avrupai ya- işte bakın kara bıyıklı değil bizim insanlarımız, kumral sarışın, iyi giyinimli, kıro değil-üstelik yazar, ülkemizin yeni yüzü, imajı [bir ara da sarışın ve güzel bir kadın için de benzer avrupa şakşakçılığı yapılmıştı- ki kendisi izmir buca ile beypazarı'nın aynı ilçe olduğunu sanırdı]; işte bu sebeplerden bir pompaladı bizim basın bu adamı. Ama bir de süper ötesi herkesi başının üstüne koyan halkımızın da az buz yardımı olmadı yani. Biz beğenmesek de alkışlarız, başımızın üstüne koyarız. Bu adamın kitabını okudum, bi bok anlamadım, beğenmedim dolayısıyla demeyi yiğitlik saymazlar diye herkes bir beğendi bu adamın kitaplarını, sormayın gitsin. Sorsanız ne anladın diye tek diyebildikleri "valla karsta geçiyo işte, o dönemi anlatıyo, siyasi işbirlikçiler, o dönemi ve yöreyi iyi anlatmış" gibi kalıp laflardı. Yok ya! Oku bir gazetedeki köşede yazan özeti, söyle bana.
Ben herşeyden önce yazar olarak sevmedim kendisini daha doğrusu eserlerini. Entel olmak uğruna anlamasam da sevmesem de, herkes beğendiğine göre vardır bişey demedim. Almadı beni içine yazdıkları. Sonra unutulur oldu iç pazarda, az sattı belki de daha çok satan yazarları gördükçe bir şeyler yapması zorunlu oldu. İç pazar anlayamadı onun derinliklerini ve yurt dışına rotasını çizdi. Ama avrupa ve amerika pazarının ülke pazarına benzemediğini çabuk kavrayacak kadar zekiydi. Öyle ya, orası yazar ve kitap kaynamaktaydı. Kendisi gibi orda çok vardı. İlkönce kendi ismini duyurmalıydı, ne kadar çok duyulursa adı o kadar satardı kitabı. Amma velakin, 3. dünya ülkesi olarak bahsi geçen, kötü imaja sahip bir ülkenin yazarı, dünyanın önde gelen yazarları arasına nasıl girecek, yazdığı o kitapları nasıl okutturacaktı? Pazarlamanın sihirli dünyasını keşfetti. Yurtdışında hele hele avrupada bir türk vatandaşı nasıl adını duyurur? Cevabı basit.. Bakın son 1-2 senedir yurtdışındaki faaliyetlerine, bir takip edin anlarsınız. Sonuç olarak Ver Gaz Gitsin! Ve ismini duyurdu hatta ödül bile aldı.
Ben bu şahsı sevmiyorum. Hem yazdıklarını sevmiyorum hem de fikirlerini (gerçek fikirleri mi yoksa kendisi daha çok basına malzeme olup kitaplarını satabilirim diye sahte fikir mi yaratıyor bilemedim). Artık kendisini de sevmiyorum. Birey olarak bana hiçbir şey ifade etmiyor. Soyadı da kendisine tam tezat.
Yeni bir kitap dolanıyor etrafta; Ferrasini satan bilge mi ne...
Ben şimdi erdemli bir yazardan bekliyorum benzer başlıkla bir kitap. Hadi ismi de benden olsun: "Ülkesini satan adam". Kitabın kapağına da söke ovasından çekilmiş bir pamuk tarlası fotoğrafı. Nasıl beğendiniz mi?

5 yorum:

Nefin dedi ki...

valla, ben orhan pamuk' un beyaz kale isimli kitabını çok beğenmiştim. ama kara kitap' ı başladım, max. 5 sayfa falan okuyabildim. benim adım kırmızı' yı da sonlara kadar okudum ama bitiremedim.
beyaz kale iyidir ama bir oku bak göreceksin.

Aslı'nın Yeri dedi ki...

ben sadece Kar'ı okumuştum bu kişinin kitaplarından. Hiç beğenmedim, anlamadım.Bu adam ne yaptığını bilmeyen, megolaman birisi.

hatus dedi ki...

Ben bu yazardan sadece " Adı kırmızı"yı okudum.Fazla sarmadı fakat seçtiği ve kullandığı kelimeler yabana atılacak cinsten değil diye düşünüyorum.Kitabını yazmadan önce çok fazla araştırma yaptığı belliydi. Bu yüzden kitabı için çok kötü olduğunu söyleyemem. Bir reportajını da okumuştum, çok sade bir hayatı olduğunu popüler olmak gibi bir kaygısı yokmuş gibi geldi bana. Biraz değişik açıdan olayları inceliyor olabilir canım.
Sevgiler,Hatus.

Adsız dedi ki...

Orhan Pamuk konusunda haklısın. Tribünlere oynamak bu olsa gerek.Aldığı ödülün almanya nın en prestijli ödüllerinden biri olması Avrupanın sesi Almanyanın sanat/edebiyattan ziyade siyasi ayak oyunlarını gösteriyor. Yine de "Avrupa, avrupa duy sesimizi" nağraları atmamak lazım.
Orhan Pamuk "soykırım var, Türkiyede azınlık hakları yok" dedi diye bunlar gerçek olmaz.
Bu iddaa sadece onu bağlar. Ve boş laf olmaktan öteye geçemez.
Saygılar...
Barış

pino dedi ki...

Merhabalar,
hayırlı olsun blogun:) Orhan Pamuk ile 1992 yılında Cevdet Bey ve Oğulları kitabıyla tanıştım..devamında çıkarttığı birkaç kitabını daha okudum..fakat popülerliği arttıkça ve pazarlama taktikleri nedeniyle kıl olma moduna geldim..Şu son durumları göz önünde bulundurursak işin içinde çok daha fazlasının olduğunu düşünüyorum..